Dünya Emekçi Kadınlar Günü’müz Kutlu Olsun

dunya-emekci-kadinlar-gunu

Dünya Emekçi Kadınlar Günü, her yıl 8 Mart’ta kutlanan Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiş en özel günlerden biri. Bu değerli gün, insan hakları temelinde kadınların sosyal haklarının geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve diğer tüm alanlardaki başarılarının kutlanmasına ayrılıyor. Emekçi kadınların toplumdaki yeri asla yadsınamaz, kadın başlı başına hayatın tüm alanları için bir ilham kaynağı.

Bir kadını ortadan ikiye böl…
Yarısı annedir,
Yarısı çocuk,
Yarısı sevgili
Yarısı aşk…
Duyanlar bunu bilmez,
Görenler anlamaz bunu!
Yarısı rivayettir,
Yarısı gece.

Cemal Süreya

Kadını bu kadar güzel anlatabilen şairimizden Cemal Süreya, yukarıdaki dizelerinde içimizde aslında neler barındırdığımızı çok yalın bir dille vurguluyor. Biz kadınlar şiirlere, romanlara, müziğe, resimlere,oyunlara, filmlere kısacası sanatın tüm alanlarının ilham kaynağıyız. Çok değerliyiz. Peki, bu değeri biz yeterince hissedebiliyor muyuz?

Aslında günümüzde tüm dünyada coşkuyla kutlanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü, oldukça trajik bir olay sonrasında ortaya çıktı.

8 Mart 1857 tarihinde New York’ta 40.000 dokuma işçisi çalışma koşullarının iyileştirilmesi istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Fakat greve polisin sert müdahalesi,işçilere saldırması, onları fabrikaya kilitlenmesi ve maalesef arkasından çıkan yangın ne üzücüdür ki 120 kadın işçinin hayatına mal oldu. İşçilerin cenaze törenine ise 10.000’i aşkın kişi katıldı.

Tarihte oldukça acı bir iz bırakan bu olayı kadınlar unutmadı. Kadınların da toplumdaki yerinin biraz daha sağlamlaşmasıyla Almanya Sosyal Demokrat Partisi liderlerinden Klara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirdi ve öneri kabul edildi. Sovyetler Birliği’nin kurucusu Vladimir Lenin’in ön ayak olduğu 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda da bu önemli günün adı Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak belirlendi. Yıllar sonra (1960′lı yılların sonunda) nihayet ABD’nde de anmaya başladığı özel bir gün olarak yerini sağlamlaştırdı.

Türkiye’de ise ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlansa da daha çok 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın olarak kutlandı, 12 Eylül 1980 Darbe dönemi 4 yıl ara verildi ve şimdi gönden güne daha da coşkulu bir şekilde kutlanmaya devam ediyor.

Ben bir anne adayıyım, kısmetse yakında bir kızımız olacak ve maalesef yaşadığım toplumdan hiç de memnun değilim. Kadınlara yönelik fiziksel, cinsel, ekonomik ve psikolojik şiddet öle ülkemizde gün geçtikçe azalacağa benzemiyor, daha da kötüsü giderek artıyor. Her gün haberlerde, gazetelerde, çevremizde bu durumu gözlemleyebiliyoruz hem de her alanda; siyasette, iş hayatında, yolda, sokakta, evimizde her yerde…

kadinlar-gunu

Kadının çektiği zulüm yalnızca erkeklerden ötürü de değil, bizim ülkemiz de kadınlar kadınları yücelteceğine her zaman önlerine bir zorluk çıkarma ya da haksızlık yapma peşinde olduğunun farkındasınızdır siz de diye tahmin ediyorum. Bu durum nasıl değişir? Bizler, yani olup bitenden yakınanlar değişmesi için neler yapabiliriz?

Bu konuda duyarlıysak, elbette bir sivil toplum örgütüne katılıp aksiyonlarımızı alabiliriz. Fakat daha pratik çözümler de var. Bizler önce birbirmize destek çıkmayı öğrenelim. Mikro ortamımız neresiyse, iş mi, kalabalık bir aile mi, komşularımızla beraber katıldığımız etkinlikler mi? Her neresi olursa olsun, birbirimizi gerçekten anlamalı ve gerektiğinde savunabilecek, koruyabilecek o gücü bulmalıyız.

Genç bir kadın mısın? Üniversite öğrencisi misal. Yine sessiz olma bir kadına haksızlık yapıldığında ayaklan, örgütle, ve durumu tersine çevirebilmek için uğraş. Burada kastım maganda tipli adamlara kafa tutmak değil, bir polis imdat 155 hattı, yakınlarda toparlayabileceğin birkaç duyarlı insan belki o duruma bulacağın pratik çözümlerden biri  olabilir. Haydi durma git sen de bir sosyal deney yap.

İş dünyasında kadınların daha çok istihdam edilmesi gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Gidin yöneticinizle bir görüşme ayarlayın ve kadınların iş dünyasında daha adil şartlarda çalışabilmesi için bir proje geliştirmek istediğinizden bahsedin. Ekipleri örgütleyin ve harekete geçin.

Ev hanımı mısınız? Ah sizin de kim bilir yapacak ne çok işiniz var. Fakat çevrenizde haksızlığa uğradığını düşündüğünüz bir kadın varsa hemen siz de harekete geçin. Durumu iyi analiz edip, yine yakın çevrenizle bunu paylaşıp makul çözümler için kafa kafaya verin. Şiddet gören bir kadının çığlığı sessizdir elbet ama şiddet gören kadın ne kadar gizlemek istese bir başka kadın bir bakıştan bir duruştan bunu kolaylıkla anlayabilir. Farkındalığımızı artıralım. Hiç kimse bir başka insana haksızlık yapma cesaretini kendinde bulmamalı. Fark edip susuyorsak, biz de bu şiddetin bir parçası olmuş oluyoruz. Bunu özellikle söylüyorum çünkü susmamamız gerektiğini düşünüyorum. O kadar duyarsız olup sessizleştik ki? İnsani duygularımızı da kaybedersek, özellikle vicdanımızı, bizi diğer canlılardan ayıran başka ne özellik kalacak?

kadinlar-gunu-siddet

Yetiştireceğimiz erkek evlatlarımızı da bu mantıkta yetiştirmeliyiz. Bazı bireylerde tabiri caizse biraz absürt bir düşünce yapısı olabiliyor. Burada onları da pek suçlayamıyorum hem eğitim sistemi, bunca asırdır gelen geleneksel bir anlayış var. İnsan önce evladı olacak diye sevinmeli, kız erkek fark etmez. Biz de tutturmuş gidiyoruz ah şu  oğlan evlat doğurabilme fantazisi… Yahu önce bu zihniyetten çıkın lütfen, sonra oğlumcu annelerden biri olup çıkabilirsiniz. Her yaptığına göz yumup, her istediğini alıp, yanlışı doğruyu iyi öğretemeyebilirsiniz. Bu da neyi tetikler?  Toplumda her zaman her durumda istediğini yapabilme özgürlüğünü kendinde, haddi olmadan hisseden bir dolu yetişkin adam olmasına. Evet küçükken pek sevimliler, kıyamayacağımız  kadar ama aslında nelere mal olan bir yetiştirme tarzı seçtiğimizin farkında bile olmayabiliriz. Bu yetişkin adamlar sonra ne yapar? Bu tarz yetiştirilmiş sorumluluklardan yoksun adamlar tarafından kadınlar psikolojik ve fiziksel şiddete uğrar. Her evlat kıymetli, ayrım yapmadan eşit şart ve davranış biçimiyle yetiştirelim, bu bizlere düşen en büyük görev.

Ancak sessiz çığlıklara sessiz kalmamayı öğrendiğimiz ve çocuklarımızı doğru öğretilerle yetiştirmeye başladığımız an farklı bir Türkiye bizi bekliyor olacak. Başka türlü kadın cinayetleri, şiddet ve uğradığımız haksızlara maruz kalmaya devam edeceğiz.

Çocuklarımızı gönül rahatıyla yetiştirebileceğimiz bir Türkiye’ye en yakın zamanda kavuşma dileğiyle…